27/7/2009 · Kategori: BenimSi

Bir yarım kalmış hikaye,bir ben bir de sen te ötemde...
''parçaları birleştirmek, olmazı oldurmakdan daha kolay olsa gerek.''
Bir parça SEN yüreğimde,yarım kalmış bir hikaye bir de sen, te ötemde...
Bir Istanbul var düşümde, bir sen varsın içinde bir de yorgun bir hikaye...
Temmuz09 /23:57
30/6/2009 · Kategori: seCmeCe
Gece tüm sessizliği ile şehri kuşatmıştı. Sokaklarda koyu ve ürpertici bir karanlık hâkimdi. Gökyüzü gecenin en koyu rengine bürünmüş, heybetine heybet katmıştı sanki…
O, yorgun gözlerle göğü izliyor, karanlığın içinde kaybolup gidiyordu. “Yıldızlar da bir garip bu gece” diye düşündü fersiz ışıklarıyla varlıklarını gizlemeye çalışan yıldızlara bakarak… Kendisine eşlik edecek birilerini arar gibi, gökyüzünde de buldu o garipliği, sokaklarda da. Sanki gece de dâhil her şey onunla dert ortağı olmuş, yalnızlığını paylaşıyorlardı içten bir şekilde.
Uyku tutmamıştı bir türlü. Ne kadar çabalasa da kendisini teslim edememişti rüyalara. Zihnini bu kadar yoran, yüreğini bu denli meşgul eden neydi acaba?
O gün yaşadıklarını düşündü. Bir arkadaşı ısrarla davet etmişti evine. Uzun zamandır görüşmediği birkaç arkadaşının da geleceğini söylemişti devamla. Kendini bildi bileli sevmezdi çaylı-pastalı oturmaları. Dertsiz, tasasız yeme-içmeleri, şen kahkahaları, boş ve anlamsız konuşmaları. Gitmemeye çalışırdı. Zamanın öyle amaçsız oturmalarla kaybedilmeyecek kadar değerli olduğunu düşünürdü. Bu kez birlikte olacağı kimseler aynı yola baş koydukları, aynı davayı paylaştıkları-en azından öyle zannettiği- kardeşleriydi. Son zamanlarda duygularını, üzüntülerini, tasalarını paylaşamamıştı kimseyle. Anlayan pek çıkmazdı zaten. “Belki anlayabilirler” düşüncesinin verdiği sevinçle kabul etmişti daveti. Ve buluşmuşlardı uzun bir aradan sonra. Özlediğini fark etti sadece Allah için bir araya gelinen buluşmaları. O’nun ayetlerinin tezekkür edildiği, Rasulü’nün (s.a.v) hayat biçiminin konuşulduğu, İslam’ı dert ederek, yaşayan Kur’an’lardan olma çabası ile yapılan toplantılara hasret kalmıştı nicedir. Böyle umuyordu bu seferkini de. Ama ilk baştan büyük hayal kırıklığına uğramıştı. Görüşemedikleri zaman içerisinde neler değişmişti, zaman arkadaşlarından ne parçalar alıp götürmüştü? Şaşırmıştı. Yeme-içmeler, kıyafetler, konuşmalar… Hiçbirinin farkı kalmamıştı diğerlerinden. Sarf edilen tüm sözler dünyaya yönelikti. Okul, iş, ev, gezmek… Arada bir sıkıştırılan namaz, oruç gibi ibadetler… Bunlardan ibaret olmamalıydı hayat. Dava, sevda, İslamî kaygılar, ümmetin sorunu atılamazdı bir kenara. Üzülmüştü…
Ahiret için bir araç mesabesinde olan dünyanın amaç haline gelmesi, toplumun değer yargılarının Yaradanın değer yargısının önüne geçirilmesi, makam-meslek için imandan tavizler verilmesi derinden sarsmıştı onu. Hedeflerinin tamamen farklılaştığını hissetmesi, kişisel geleceğin İslam’ın geleceğinden üstün tutulması fena halde dokunmuştu yüreğine. Çünkü karşısındaki aynı dini, aynı inancı paylaştığı kimselerdi. Aynı şeye sevinmeli, aynı dertten muzdarip olmalıydılar. Oysa çok farklı dille konuşuyordu gönülleri. “Ayet” demişti, sessizce dinlemekle yetinmişlerdi. Peygamberin (s.a.v) yaşama biçiminden bahsedecek olmuştu, “daha oralarda mısın” gibisinden bakmışlardı yüzüne. Ümmetin durumundan, müslümanların ahvalinden söz açmıştı, garipsemişlerdi. “Filistin, Çeçenistan, Irak, savaş, zulüm…”demişti, ilk defa duymuşçasına şaşırmışlardı. Afrika’ya, açlıktan ölen çocuklara getirmişti sözü, birkaç ah-vahdan sonra devam etmişlerdi yemek tarifi muhabbetlerine. Garip hissetmişti kendisini. Öylesine yalnızlaşmış, öylesine mahzunlaşmıştı. Susmuştu. Amaçsız kalabalıklar içinde garipliğe tutunurdu zaten. Aykırı kaçardı çoğu zaman. Ama “kardeşim” dediği, bir vücudun azaları gibi olmaları gereken müslümanlar arasında yalnızlığa soyunmak yüreğini dağlamıştı. Esefli bakışlar yüklemişti gözlerine, sitemli sözcükler bozmuştu sükûnetini… Hüznünü, tükenmişliğini, içine attığı yıpranmış duyguları, yüreğini dökmüştü cümlelere… Sessizliğe bürünmüştü arkadaşları. Başlarını öne eğip hak verircesine kaldıramamışlardı bir zaman. Buruk bir gönülle dönmüştü evine.
***
Sabah ezanıyla sıyrıldı düşüncelerinden. Ne kadar da zaman geçmişti yüreğinin derinliklerine daldığından beri. Namaz için kalkmaya davranıyordu ki, birkaç gün önce not ettiği bir hadis ilişti gözüne: “İslam garip başlamıştır. Başladığı gibi de garip bitecektir. Ne mutlu o gariplere!”
İçine sıcacık bir şeyler yayıldığını hissetti. Bir daha, bir daha okudu Allah Rasulü (s.a.v)’in buyruğunu. Yüreği ferahlamış, sıkıntıları yok olup gitmişti birden. İslam’ın ilk yiğitlerini, ilk gariplerini düşündü bir an… Zorluklar karşısında Allah’a teslimiyetlerini, Rasul’e tâbi olmaları ile yakınları tarafından terk edilip yalnızlığa itilmelerini hatırladı. Onlara benzemek, onlarla aynı yolu paylaşmış olmak düşüncesi bile ne kadar güzeldi. Ve Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından müjdelenmek ne büyük bir şeref… Hem, aynı mekânlarda farklı iklimlerde olan yürekler olduğu gibi, uzak yerlerde aynı garipliği yaşayan müminler de vardı. Onlarla Cennette buluşma ümidi iyiden iyiye rahatlatmıştı. Abdest almaya giderken dilinden, Rabbinin kendisini razı olduğu gariplerden kılması için dualar dökülüyordu.
***
Güneş heyecanla ilk ışıklarını yayıyordu yeryüzüne. Kuşlar coşkuyla şakıyarak yeni bir sabahın mutluluğunu yansıtıyorlardı insanlara. “Her gecenin bir sabahı vardır” diye mırıldandı umutlu bakışlarını doğan güneşe yönelterek. Güneşle birlikte yeşermişti yüreğindeki soldurulmuş duygular. Sevinci sıcak bir tebessüme dönüştü dudaklarında. Selamladı güneşi, selamladı yeni bir günü, selamladı yeni bir sabahı. Ve hamdetti gecenin, gündüzün, karanlığın, aydınlığın, güneş ve ayın Yaradanına, evrenin sahibine. Yüreğine yerleştirdiği güzel duygular için… Kendisini dünyanın mutlu varlıklarından, gariplerinden, müminlerden kıldığı için… Şükürler etti…
Hamide Hicret Tuna
28/5/2009 · Kategori: seCmeCe

‘Gözlerimde hasret yüklü bulutlar
Yağmurum ha yağdı ha yağacak anne.
Ellerimde hasret yüklü dualar
Kelimeler beni ha terk etti ha terk edecek anne.’
Ayrılık neden bu kadar zordur anne?
Neden harfleri bile bu kadar yakar içi?
İnsan neden bile bile omuzlanır bu ağır yükü?...
Günlerime yorgunluklar değdi anne.
Yoruldu yüreğim ve yoruldu günlerim.
Hani, ‘hayat da bir hikâye mi’ demiştim ya sana…
Hikayemizin payımıza düşen kısmı mı bu da?
Gözlerimde bulutlara denk bir ağırlık anne. Günlerimde yetimlere özgü bir mahzunluk…
Yüreğinin yüreğime desteğini nasıl unuturum anne?
Avuçlarıma üflediğin dualarımı nasıl unuturum?
Sabahı-akşamı, yazı,kışı, acısı ve tatlısıyla beraber adımladığımız onca yılı nasıl?
Hayatda en güzel lütuflardan biridir, bir anneyle aynı davayı omuzlamak. Annenin o şefkatli dilinden Rabbinin adını duymak…
Daha küçücükken beraber okuduğumuz o güzel kitaplar, peygamberlerimizin hayatları, sahabeler, yüreğimize işlediğin ayet ve hadisler, yol boyunca adımlarım olacak anne. Yol boyunca ışıtacak ve ısıtacak beni.
Yüreğinin yüreğime desteğini nasıl unuturum anne?
Bizi en heyecanlı marşlarla, bant tiyatrolarıyla büyüttüğün günleri nasıl unuturum?
Ninnilerimizde söylediğin şehadeti, öylesine özendirerek anlattığın cenneti ve her anımızı dolu dolu geçirip Rabbimizin rızasını kazanma bilincini nasıl unuturum?
Dünyalık ideallerle çocuklarını büyüten onca müslüman anne-babaya karşı, bizim sadece iyi bir mü’min olmamız için gösterdiğin çabaları, yorgunluklarını nasıl unutabilirim?
Kalbimizin dünyanın dört bir yanında atmasını, müslüman kardeşlerimiz için elimizden geleni yapmayı ve Malcolm’u, Halid İslambuli’yi, Azzam’ı, tüm şehid ve mücahidleri anlattığın için bizlere ne kadar da şanslıyız.
Pasif ve mücadelesiz bir hayatın nasıl da değersiz olduğunu ve asıl olması gerekenin her an uyanık, mücadele dolu bir hayat olduğunu bizlere yaşantınla da gösterdiğin için ne kadar da şanslıyız.
Vatanımızın doğduğumuz yer değil, İslamı yaşayabildiğimiz her yer olduğunu, bunun için gerektiğinde sadece mahalle, şehir değil, ülkenin dahi terk edilebileceğini, bize uluslar arası bir bilinç vererek, ırkın değil, ümmetin-İslam milletinin önemli olduğunu öğrettiğin için ne kadar da şanslıyız…
Ve şimdi,
Hayatın o ağır imtihanlarına karşı senin kadar güçlü olabilir miyim
bilmiyorum anne?
Ama şunu biliyorum ki, senden de daha güçlü olabilmeliyim.
Senin beynimize, yüreklerimize, tüm hücrelerimize işlediğin
o bilinç sebebiyle senden de daha güçlü olmalıyım.
Ve şunu bil ve sevin ki anne,
Allah için attığım her adım, senin de derecelerini yükseltecek.
Ve ne kadar ağır gelse de ayrılıklar,
beni cennette beraber olabilme umudumuz ayakta tutacak …
Raziye Nur(Tuna) Özköse
26/5/2009 · Kategori: BenimSi

Haziran da geldi çattı...
Sen ne zaman geleceksin?
26.05.2009
(?)